Çocuk suçluluğu tüm boyutlarıyla ele alındı!
Suça sürüklenen çocuklar konusu Üsküdar Üniversitesinde hukukçular, akademisyenler ve uygulayıcılar tarafından masaya yatırıldı. Moderatörlüğünü Üsküdar Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölüm Başkanı, KÜGEMER Müdürü Prof. Dr. İsmail Barış’ın yaptığın panele konuşmacı olarak İstanbul Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Ömer Turan, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hakimi Ümit Babayiğit, İstanbul Adliyesi Çocuk Mahkemesi Hakimi Gülşah Eğilmez Türüdi, İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gökhan Oral, İstanbul İl Emniyet Çocuk Şube Müdürü Özlem Temur ile İstanbul Denetimli Serbestlik Müdürü Murat Kalkan katıldı.
Üsküdar Üniversitesi, Küreselleşme ve Gençlik Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (KÜGEMER) ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı iş birliğinde düzenlenen “Çocuk Suçluluğunu Yeniden Düşünmek Paneli”, Üsküdar Üniversitesi Çarşı yerleşkesinde gerçekleştirildi. “Koruma, Adalet ve Rehabilitasyon Ekseninde Kurumlar Arası Perspektif” alt başlığıyla düzenlenen panelde; suça sürüklenen çocuklara yönelik hukuki düzenlemeler, sosyal hizmet uygulamaları, emniyet ve yargı süreçleri ile akademik yaklaşımlar, alanında uzman isimler tarafından çok boyutlu biçimde değerlendirildi.
Prof. Dr. Güngör: “Çocuk doğduğu anda tertemizdir”
Panelin açılışında konuşan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, çocuğun doğuştan iyi olduğuna dikkat çekerek, “Çocuk doğduğu anda tertemizdir. Kötülüklerden uzak, pırıl pırıl bir insandır. Ama içine doğduğu aile, büyüdüğü toplumsal koşullar, gördüğü eğitim ve maruz kaldığı çevre onu dönüştürür.” dedi.
“İnsan ya iyidir ya kötüdür; başka bir seçenek yok”
Suçun bireysel değil, yapısal bir sorun olduğuna işaret eden Prof. Dr. Güngör, toplumda suç işleyen kişilere yalnızca öfkeyle değil, neden-sonuç ilişkisi içinde bakılması gerektiğini dile getirdi ve “Sokakta çocuğa şiddet uygulayanın da kadına şiddet uygulayanın da mafyöz yapılara bulaşanın da hayat hikâyesine bakmak gerekiyor. Ben çoğu zaman kızmaktan çok acıyorum.” diye konuştu.
İnsanın özünde iyi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Güngör, kötülüğün sonradan öğrenilen bir davranış olduğunu belirterek, “İnsan eğer kötülüğü seçiyorsa, insan olarak yetiştirilmesinde bir problem vardır. İnsan ya iyidir ya kötüdür; başka bir seçenek yok. Bu tercih, çocuklukta yüklenen değerlerle şekillenir. Eğer iyilikle donatılmışsak iyiyi seçeriz; kötülükle donatılmışsak kötülüğü. Bugün insanlığın yaşadığı en büyük krizlerden biri de budur.” ifadesinde bulundu.
Konuşmasını umut vurgusuyla tamamlayan Prof. Dr. Nazife Güngör, “Bir çocuğu kurtarırsak insanlığı kurtarırız. Çocuklar daha güvenli, daha insani bir dünyayı hak ediyor. Hatalar yapıldı ama neresinden dönülse kârdır. Farkındalık oluşturmak ve bilinçleri yeniden inşa etmek hepimizin görevidir.” diye konuştu.
İl Müdürü Ömer Turan: “Aile artık Türkiye’de bir politika modeli haline gelmiştir”
Moderatörlüğünü Üsküdar Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölüm Başkanı, KÜGEMER Müdürü Prof. Dr. İsmail Barış’ın yaptığın panelde konuşan panelistlerden İstanbul Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Ömer Turan “Çocuk Hizmetleri Kapsamında Suça Sürüklenen Çocuklara Yönelik Sosyal Hizmet Uygulamaları” başlıklı konuşmasında, 2010’lu yıllardan bu yana çocuk hizmetlerinde önemli bir dönüşüm yaşandığını belirterek, “Mevzuatımız, bakış açımız, vakaların geliş sebepleri değişti. Ancak maalesef olay türleri çeşitlenerek arttı. Bu sürecin tüm disiplinlerle birlikte ele alınması gerekiyor” dedi.
Aile odaklı politikaların ön plana çıktığını vurgulayan Turan, “2025 yılı aile yılı olarak geçirildi. Önümüzdeki on yıl da aile ve nüfus politikaları çerçevesinde şekillenecek. Aile artık Türkiye’de bir politika modeli haline gelmiştir” ifadelerini kullandı.
Sosyal medya düzenlemelerine ilişkin soruya yanıt veren Turan, “Bu mesele yasaklamadan ziyade daha tedbirli kullanım üzerine kurulu bir süreçtir. Dijital dünyadan kaynaklı çocuk suçlarında ciddi artış var. Sosyal medya kontrollü kullanılmadığında her yaş grubu için risk barındırıyor” diye konuştu.
Hakim Ümit Babayiğit: “Suç, haksız bir eylemdir ama her haksız fiil suç değildir”
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hakimi Ümit Babayiğit “Suç, Ceza ve Çocuk” başlıklı konuşmasına suç kavramını tanımlayarak başladı ve suçun yalnızca haksız bir fiil olmadığını belirterek, şunları söyledi:
“Suç, haksız bir eylemdir ama her haksız fiil suç değildir. Bir eylemin suç sayılabilmesi için ana mağdurunun kamu olması ve kanunlar tarafından suç olarak tanımlanması gerekir. Suçun temelinde ise özgürlük vardır. Özgürlük, seçme hakkını beraberinde getirir. Yanlış ya da kötü seçimler de topluma ve bireye zarar verdiğinde suç ortaya çıkar. Bu nedenle suç, belli ölçüde kaçınılmazdır.”
Babayiğit, cezanın yalnızca caydırıcılık üzerinden değil, suç işleyen kişinin yaptığı eylemin sonuçlarıyla yüzleşmesini sağlayacak bir rehabilitasyon süreci olarak ele alınması gerektiğini vurguladı.
“Bütün çocuklar aynı değil”
Çocuk kavramının hukuki tanımına da değinen Babayiğit, “Türk hukukundaki tanımlar bellidir. 18 yaşın altındaki herkes çocuktur. Yani 17 yıl 364 günlük bir insanla 18 yıl 1 günlük bir insan arasında cezada 1/3’e oranına yakın bir fark vardır. Bütün çocuklar aynı değil. Yani bir yaşındakine de çocuk diyoruz, 18 yaşındakinden bir gün öncekine de çocuk diyoruz. Dolayısıyla bunları sınıflandırmamız gerekiyor. Sınıflandırırken biraz da yine keyfi olarak 12, 15, 18 sınırını koyuyoruz. 12 yaşına kadar çocukların herhangi bir ceza ehliyeti yoktur. 12-15 yaş arasındaki çocuklarda ise fiil ehliyeti kısmi olarak kabul edilir.” dedi.
“Üst sınırın yeniden tartışılması gerekirken, biz 18 yaşın altına inilmesini tartışıyoruz”
15-18 yaş grubuna ilişkin tartışmaların son yıllarda arttığını belirten Babayiğit, güncel bilimsel verilerin ergenliğin 25 yaşına kadar uzandığını gösterdiğine dikkat çekti ve “Literatür bize şunu söylüyor: İnsan psikolojisi, kişilik özellikleri ve hormonal denge yaklaşık 25 yaşına kadar tam olarak oturmuyor. Belki ceza ehliyetinde üst sınırın yeniden tartışılması gerekirken, biz 18 yaşın altına inilmesini tartışıyoruz.” ifadesinde bulundu.
Babayiğit, yargısal temasın hem mağdur hem de suça sürüklenen çocuk açısından ciddi ikincil zararlara yol açtığını belirterek, “Yargıya temas, çocuklar açısından sekonder zarara neden oluyor. İfadenin alınması, hakimin huzuruna çıkılması, adli süreçler geri dönüşü çok zor örselenmeler yaratıyor. Bu nedenle çocuk hakimleri ve savcıları olarak bazen geri durmamız, sosyal hizmete alan açmamız gerekiyor.” dedi.
Babayiğit, “Benim kişisel kanaatim; 12, 15, 18 ve hatta 25 yaş için cezaların rehabilitasyon ve denetimli serbestliğin ağırlıklı hale getirilmesi ve bunun etkin biçimde uygulanması gerektiğidir.” şeklinde konuştu.
Hakim Gülşah Eğilmez Türüdi: “Genel olarak sosyal inceleme raporlarını yeterli buluyoruz”
İstanbul Adliyesi Çocuk Mahkemesi Hakimi Gülşah Eğilmez Türüdi “Koruyucu ve Destekleyici Tedbirlerin Uygulamadaki Yansımaları, Sorunlar ve Çözüm Arayışı” başlıklı konuşmasında, özellikle sosyal inceleme raporlarında karşılaşılan eksikliklerin, verilen tedbir kararlarının amacına ulaşmasını engellediğini ifade ederek, “Genel olarak sosyal inceleme raporlarını yeterli buluyoruz. Ancak ihbar üzerine ya da aile içi şiddet ve istismar dosyalarında raporların yalnızca aile beyanıyla sınırlı kaldığını görüyoruz. Bu tür durumlarda araştırmaların okul, emniyet, çevre ve komşular gibi destekleyici kaynaklardan da yapılmasını bekliyoruz. Aksi halde raporlar sınırlı kalıyor ve bizim verdiğimiz kararlar da amacına ulaşmıyor.” diye konuştu.
“Süreci sürekli denetleyebileceğimiz bir mekanizmamız yok”
Tedbir kararlarının denetlenmesi noktasında ciddi bir boşluk bulunduğuna dikkat çeken Türüdi, “Biz tedbir kararlarını veriyoruz ama süreci sürekli denetleyebileceğimiz bir mekanizmamız yok.” ifadesinde bulundu. Kurumlar arası koordinasyon eksikliğinin çocuklar üzerinde yıpratıcı bir etki yarattığını dile getiren Türüdi, “Birçok kurum aynı çocuk üzerinde farklı görev alanlarıyla çalışıyor ama bu süreci bütüncül biçimde koordine eden bir mekanizma yok. Bu da çocukların kurumlar arasında sürekli gidip gelmesine ve hırpalanmasına neden oluyor. Biz koordinasyonun tek bir denetim altında sağlanmasını öneriyoruz.” dedi.
En kritik sorunlardan birinin ise tedbirlere uymayan aileler için caydırıcı bir yaptırım mekanizmasının bulunmaması olduğunu belirten Türüdi, “Tedbir kararlarına rağmen ailelerin önemli bir kısmının bu kararlara uymadığını görüyoruz. Sosyal inceleme raporlarının daha kapsamlı ve araştırmacı olması, ara duruşmalarla tedbirlerin denetlenmesi, kurumlar arası bütüncül bir takip modeli oluşturulması, ailenin sürece aktif şekilde dahil edilmesi ve tedbire uymayan aileler için kademeli yaptırım mekanizmalarının hayata geçirilmesi gerekiyor.” ifadesinde bulundu.
Prof. Dr. Gökhan Oral: “12 yaş altı için suçun manevi unsuru oluşmaz”
İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gökhan Oral “Suça Giden Yol Nerede Başlar? Risk Faktörlerini ve İyileştirici Yaklaşımlar” başlıklı konuşmasında, çocuk, suç ve adalet kavramlarının bugüne kadar çoğunlukla yetişkin merkezli ele alındığını belirterek, “Birinci tespitim şu: ‘Çocuk’ ve ‘suç’ kelimeleri, belirli bir yaşta yan yana getirilemez. Zaten 12 yaş altı için suçun manevi unsuru oluşmaz. Orada suç yoktur. Asıl tartışma 12–18 yaş aralığında başlıyor. Bu 18 yaş meselesinin tıbbi ya da psikiyatrik bir karşılığı yok. Keşke 25 dense. En azından biyolojik ve ruhsal gelişimle daha uyumlu olurdu.” diye konuştu.
Prof. Dr. Oral, “Ben ‘çocuk suçluluğu’ yerine, ‘kanunla ihtilafa düşmüş çocuk’ ifadesini kullanmayı tercih ediyorum. Çünkü çocuk, büyüğün küçültülmüş hâli değildir. Başka bir varlıktır. O yüzden çocuk hastalıkları, çocuk psikiyatrisi, pedagoji vardır. Adalet sistemi de buna göre ayrı olmalıdır. ‘Erişkine verilen cezanın yarısını çocuğa verelim’ anlayışı doğru değildir.” şeklinde konuştu.
Çocuk suçluluğu artık “basit hırsızlık”tan “organize ve nitelikli suçlar”a evrildi
İstanbul İl Emniyet Çocuk Şube Müdürü Özlem Temur, son yıllarda suça sürüklenen çocukların profilinde yaşanan çarpıcı değişime ve dijitalleşen suç dünyasına karşı yürütülen çalışmalara dikkat çekti. PDR (Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık) mezunu bir emniyet müdürü olarak sahada edindiği 20 yıllık tecrübeyi paylaşan Temur, çocuk suçluluğunun artık “basit hırsızlık”tan “organize ve nitelikli suçlar”a evrildiğini vurguladı.
Çocuk suçluluğunun karakter değiştirdiğini belirten Temur, “Özellikle 2023’ten bu yana çocuklarımız maalesef nitelikli suçlara karışmaya başladılar. Çocuğun çocuğu veya bir yetişkini öldürmesi, organize örgütlü suçlar ve uyuşturucu suçları gibi… Artık mahcubiyet duyan çocuktan, yaptığı suçu bir prestij haline dönüştüren, iletişimden uzaklaşan bir çocuk grubuyla karşı karşıyayız.” dedi.
Kayıp çocuklarda “24 saat” yanlışı, “hemen müracaat edin”
Kamuoyunda yanlış bilinen bir “rivayeti” düzelten Temur, “Zaman zaman medyaya da yansıyor, ’24 saat geçmeden polise müracaat edilemez’ diye yanlış bir algı var. Bu bir rivayettir gidiyor. Çocuğun kaybolduğu bilgisi edinildiği andan itibaren herkes gelip başvurabilir. Biz bir suça karışmadan ya da ciddi bir mağduriyet yaşamadan o çocuğumuza ulaşmak istiyoruz. Zaman kaybetmeden yapılan müracaat bizim için hayati önem taşıyor.” ifadesinde bulundu.
Bir çocuğun bir çocuğu öldürdüğü olaylar
Bir çocuğun bir çocuğu öldürdüğü olaylara da işaret eden Temur, “Biz aynı anda hem mağdur tarafı hem de şüpheli tarafı görüyoruz. Her iki taraf da çocuk; çoğu zaman ya yaşıtlar ya da aralarında yalnızca bir–iki yaş fark bulunuyor. Böyle bir olayda mağdur çocuğun ailesi doğal olarak, ‘Alabileceği en ağır cezayı alsın; çünkü benim canım yandı. Benim de çocuğum çocuktu, onun da hayalleri vardı ve elinden alındı, onun da hakkı var’ diyerek adalet talep ediyor. Öte yandan karşımızda yine bir çocuk var; şüpheli de çocuk. İşte tam bu noktada çok zor bir dengeyle karşı karşıya kalıyoruz. Hangi kapıların açılacağı, nasıl bir yol haritası izleneceği son derece kritik. Temennimiz, bu konuda sağlıklı ve bütüncül bir yol haritasının çizilmesi ve bunun ülkemiz için hayırlı sonuçlar doğurmasıdır.” diye konuştu.
İstanbul’da Mobil Okul Timleri (MOT)
İstanbul’da uygulanan ve Türkiye’de benzeri olmayan güvenlik modellerinden bahseden Temur, “Türkiye’de uygulaması tek olan Mobil Okul Timleri (MOT) sistemimiz var. Çocuk, trafik ve asayiş polisinden oluşan üç kişilik ekiplerimiz sadece okul çevrelerinde görev yapıyor. Okul etrafındaki parklar, metruk binalar, internet kafeler ve tekel bayileri sürekli denetleniyor. Okul müdürleriyle doğrudan bir WhatsApp iletişim ağımız var. Herhangi bir problemde 112’yi beklemeden, bir telefon kadar uzağız.” şeklinde konuştu.
Suça sürüklenen ve mağdur çocuklarla sahada birebir çalışan Özlem Temur, “Biz, toplumun adeta kanayan yaralarıyla çalışıyoruz. Özellikle 15 yaş hem toplum açısından hem de sahada çalışan bizler açısından korkulu bir eşik hâline geldi. ‘Bu çocukları gerçekten çocuk olarak nasıl tanımlayacağız?’ sorusu artık çok ciddi bir tartışma başlığıdır.” dedi.
Ceza infaz sistemi ve ilgili mevzuat yeniden gözden geçirilmeli
Sahada çalışırken bazı çocuklarda derin bir pişmanlıkla karşılaştıklarını ifade eden Özlem Temur, “İçine doğdukları koşullara baktığınızda, pek çok etkenin onları bu noktaya ittiğini görüyorsunuz. Bu çocuklarda bir mahcubiyet oluyor ve sunmak istediğiniz her türlü destek ve yardıma açık hâle geliyorlar. Ancak tablonun bir de diğer yüzü var. Özellikle 15–18 yaş aralığında, hatta artık 14 yaşlara kadar düşen bir gruptan söz ediyoruz. Bu gruptaki bazı çocuklar giderek daha nitelikli suçlara karışıyor. Silah kullanma becerisine sahip, attığını vuran, bıçakla öldürebilen çocuklardan bahsediyoruz. Evet, bedensel gelişimini tamamlamamış olabilir; ancak bir yetişkini öldürebilecek fiziksel güce ya da beceriye sahip olabiliyor. Sonuçta bir insanın ölümüne sebebiyet verebiliyor. Tam da bu nedenle, bu çocukları yalnızca kronolojik yaşlarıyla değil; akli, zihinsel, psikolojik ve sosyal gelişimleriyle birlikte çok yönlü değerlendirmek zorundayız. Ceza infaz sisteminin ve ilgili mevzuatın yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.” şeklinde konuştu.
Murat Kalkan: “Denetimli serbestlik, toplumda hâlâ tam olarak tanımlanamayan bir sistem”
İstanbul Denetimli Serbestlik Müdürü Murat Kalkan da Türk Denetimli Serbestlik sistemindeki uygulamaları anlattı. Murat Kalkan, denetimli serbestlik sisteminin toplumda yanlış algılandığını belirterek, sistemin yalnızca “serbest bırakma” değil; aynı zamanda güçlü bir denetim, kısıtlama ve rehabilitasyon mekanizması içerdiğini vurguladı.
Çocuklara yönelik uygulamalar ve sahadaki deneyimlerini paylaşan Kalkan, “Denetimli serbestlik, aynı anda hem kısıtlama hem de rehabilitasyon içeren çok kapsamlı bir sistemdir. Kısa süreli hapis cezalarında seçenek yaptırımlar devreye girebiliyor; kamuya yararlı işte ücretsiz çalışma, eğitim kurumuna devam gibi tedbirler uygulanıyor.” dedi.
Çocuklar için de elektronik kelepçe uygulaması başlatıldı
Türkiye genelinde 149 denetimli serbestlik müdürlüğü olduğunu ifade eden Kalkan, “Hâlihazırda 440 bin yetişkin, 8 bin 736 suça sürüklenen çocuk denetimli serbestlik kapsamında. Bunların 27 bin 778’i kadın, 421 bini erkek, 11 bin 450’si ise yabancı uyruklu. 2025 yılı itibarıyla müdürlüğümüzde; 12 yaşında 17, 13 yaşında 63, 14 yaşında 99, 15 yaşında 174, 16 yaşında 313, 17 yaşında 460 çocuğun rehabilitasyon ve infaz sürecini yürüttük. Çocuk hizmetleri, yetişkinlere kıyasla çok daha ağır ve çok daha hassas bir yükümlülük alanı. Her çocuk için risk analizi yapılıyor; tekrar suç işleme, madde kullanımı gibi riskler belirleniyor ve buna göre bireysel bir plan hazırlanıyor. Bazı çocuklar haftanın yedi günü imza atıyor, geceleri evden çıkmaları yasaklanıyor. Artık çocuklar için de elektronik kelepçe uygulaması başlatıldı. Hatta uygun koşullarda, ceza infaz kurumundaki çocukların ev hapsine alınması yönünde yeni çalışmalar var.” şeklinde sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Henüz yorum yapılmamış.